Bir Sıkışmışlık Olarak; Tolga Karaçelik Kahramanları

Yazan: Furkan Halil Kurtkan

Tolga Karaçelik, bir yerlerden çok, bir şeylere sıkışmış, tercihen bıyıklı kahramanların, gayet sübjektif anahtarlar aradığı, zamanda asılı duran birtakım öyküler anlatıyor. Bu öyküler bir yandan gerçek olmayacak kadar gerçek olduğu, diğer yandan bu ‘hakim gerçeklikle’ çelişip doğrusal zaman anlayışına alternatif bir yoldan gittiği için, anahtar aramaya çıkan kahramanlar önce saatlerini ardından pusulalarını ve en sonunda amaçlarını kaybediyorlar. Kafeslerinde zaman dahi bu kadar silikken, belli bir süre sonra mekan da önemini yitiriyor elbette. Sıkışmışlıklarının maddeyle ilgili olmadığını anlayan kahramanlar için; gitmeyen bir gemi, araba geçmeyen bir gişe kulübesi ya da kelebekleri bekleyen bir köy, ne fark eder? Bu mekanlar, yerin dibine gömülmeyen bizler için var. Bu kahramanların üstüneyse, gökten azar azar toprak düşüyor. İçinde bulundukları yaşıyor olmak ağrısı, tüm suçu gemi kaptanına, amire ya da ölen babaya yükleyince de geçmiyor. Üstelik bunu kapatıldıkları ringde, öz denen kuvvetli boksörden kroşeler yiye yiye deneyimliyorlar. Yardım çığlıklarını değil biz, kendileri bile duymuyorlar. Kim bilir belki de duymak istemiyoruz, istemiyorlar.

Tolga Karaçelik kahramanlarıyla empati yapamıyoruz, peşlerine takılamıyoruz ve kendileri olmanın duvarlarına her çarptıklarında nedense bastırmak zorunda hissettiğimiz bir sevinç duyuyoruz. Ama bizi içten içe suçlu hissettiren bir sevinç bu. Kahramanların ‘hissetmeme’ eğilimlerindeki önlenemez motivasyonlarını kaybedip, ‘istese de hissedememe’ye dönüştüren yaşanmışlıklarını ceplerimize doldururken, nedense mahcup hissediyoruz. Onların, ‘kahraman özellikleri’ taşımamasından kaynaklanıyor belki de bu mahcupluk. Çünkü ‘gerçek kahramanlar’ ne kaybederlerse kaybetsin eksilmiyorlar, fakat Tolga Karaçelik kahramanları, onlardan çaldığımız yaşanmışlıklarının eksikliğinden doğan yara izlerini ömürleri boyunca taşıyorlar, hem de suratlarının tam ortasında. Bizse yalnızca onlar evlerine girdiklerinde duyuyoruz bu suçluluğu, birkaç saniyeliğine. Onlarsa toplumun onlara yükledikleri kalıpla çelişerek, ‘sonunu düşünüyorlar.’

Tolga Karaçelik, zamansız ve zor bir iş yapıyor, kahraman fetişisti bir topluma, kahraman olmayanların öykülerini anlatarak. Hatta bu kahramanlar, o kadar kahraman değiller ki, ‘kahramanca’ ölemiyorlar bile… Her şey için yahut hiçbir şey uğruna.

Next Post

İndirgenen Üretimin Trajedisi

Sal Şub 23 , 2021
Üretim denildiğinde irfanımızdaki tanımı muhtelif karşılıklar bulur. Ekmek üretimi, dolap üretimi, televizyon, telefon, otomobil gibi ekseriyette nesnel ürünlerden oluşan üretim bandı imgelenir. Fakat üretim nesnel olduğu kadar soyut tarafta da gerçekleşir. Taammüden kayda alınmış, kurgulanmış videolar, fotoğraflar, ses kaydı yayınları ve sosyal medyadaki malumatlar bunlara örnek olabilir. Postmodernizm’den önce teknoloji […]