Mevlanakapı’da Apo abi vardır. Dayı diye seslenenler de vardır kendisine. Hoşsohbet bir adamdır dayı. Eski çaycıdır, sağ işaret parmağının ucu kesiktir. Çay ocağını kaptırmadan evvel domates doğrarken kesmiştir.  Kısmet ya bir gün denk geldik kendisiyle mahalle kasabında, esnafla sohbeti derinmiş. O gün kasap Mehmet ile sohbetime müdahil oldu ezkaza muhabbet oluştu aramızda. Ara sıra denk gelir […]

Paşa garip bir yerdir. İki hastanesi vardır, yüz yıldır hastalıktan kurtulamamıştır. Sakinlerinin yarısı delidir, yarısı da velidir. Sessiz görünür, yaşam belirtisi göstermez İstanbul’un ikinci yüzüdür Paşa. Geniş, tertemiz nizami caddeleri vardır, ara sokakları yürünmeyecek kadar dar; başını kaldırıp bakmayacağın kadar gridir. Yüksek kaldırımları, ışıklı dükkanları vardır; bir de hastane önünde […]

Her gün aynı zamanda kalkardı. 03:00. Üniformasını giyer, sokağa ilk o çıkardı. Yağmur, kar, soğuk demeden. Karanlıkta sokakları arşınlar, gün doğunca kırışmış göz kenarları belirginleşir, yürürdü. Bir sufi gibi sessiz sedasız geçip gitmiştir yanından. Ne korkar senden, ne de imrenir senin ömrüne. Bir çocuğun ışıltısı, parlak gülümsemesi içini ısıtır. Soğuk […]