dostoyevski*netoçka nezvanova

Çok küçüktüm. İstanbul’un nezih fakat benim için oldukça izbe yerinde hatırladığım kahverengi tonlarında döşenmiş evimizdeydik. Kitaplıkta çeşitli kitaplar vardı, trajikomik bir çeşitlilikti. Rüya tabirleri ve Dostoyevski yan yana duruyordu. Babamın kitabıydı bu kitap. İlginçtir, kitap “Babamı anımsamıyorum.” cümlesiyle başlıyor. Banaysa tamamen babamı anımsatıyor. Geniş düzlüklerden alınıp binalara sıkıştırılan Ben’i bir de.

Kitap Dostoyevski’nin ilk roman denemesi. Tutuklanıp Sibirya’ya gönderilmesiyle bir daha kendisi tarafından tamamlanmamak üzere yarım kalıyor. Kitapta bahsedilenlerse aynen kitap gibi yarım bir hayat. Henüz ilk sayfalarda müthiş bir karamsarlık baş gösteriyor, elbette devamı da geliyor.

(kapak tasarımı Ekin Nayır’a aittir)

Aile şanstır derler. Netoçka için de tam olarak bu geçerli. Fakir bir evde doğan ana karakter Netoçka müzisyen babası, “çilekeş” annesi ve acıklı hikayesiyle karşımıza çıkıyor. Mistisizm, zavallı arzular, nefret, sevgiye muhtaçlık… Bir bir sıralanıyor. İnsanı insanla yüzleştiriyor. Kitabın bir sonu olmadığı için sizi hayal kırıklığına uğratabilir ancak sonucu sizin belirlemenize olanak sağladığı için hayal dünyanıza dem vuracaktır.

“İnsan kimi zaman bir dakikada bir yılda yaşadığından çok şey yaşar “(syf 86)

“Yüz çizgileri hiç silinmeyecektir belleğimden.“(syf 163)

“Gözünü karartmak da bazen amacına ulaştırır insanı.” (syf 45)

Kitabın üzerinden yıllar geçiyor. Kadıköy Moda Sahnesi’nde denk geliyorum oyunlaştırılmış haline. Görünce sebepsiz yüzüme gülümseme yerleşiyor. Eve gelip açıyorum kitabı, sayfalar sararmış. Yeni şeyler eklenmiş. Kardeşimin keçeli kalem denemeleri mesela.