Gişe Filmlerini Neden Öldürmeliyiz?

Yazan: Furkan Halil Kurtkan

Gişe filmleri hakkında böylesine büyük bir yargıya sahip bir yazının öncelikle gişe filminin kendince bir tanımını yapması gerekiyor sanırım. İnsanlığın(*) hala yeterince iyi bir noktaya gelememesinin başlıca sebebi birey olmaktan ve içeriye doğru bireyselleşmeden kaçmaya devam etmesidir. Bireyselleşmedeki ‘kendin sebep olduğun iyi veya kötü her şeyden kendin sorumlusun durumu’ oldukça yorucu olduğundan bu kaçış aslında tamamen konformist bir bakış açısıyla yapılıyor olsa da toplumsal yaşamın gelişmesinin karşısında oldukça büyük bir engel. Somut olarak aynı şeyleri giyme, dinleme, izleme durumu ilk bakışta çok zararlı görünmüyor olabilir fakat bu somut durum beraberinde aynı şeyleri sevme, beğenme gibi soyut olanı da aynılaştırıyor. Yüksek ses fetişizmiyle birleştiğinde ise işte karşımızda kaçınılmaz son; tek seslilik. 

Dünya genelinde oy çokluğuyla seçilen siyasetçilerin dünyayı getirdiği durum ortadayken(**) toplulukların tahmin edilebilir seçimlerine güvenmememiz gerekiyor. Bu yüzden bu yazıca gişe filmi, topluluk kaygısıyla çekilmesi, topluluğun isteklerini senaryonun ortasına oturtması ve topluluğun filmin sonunda her şeyi çözdüğünü düşünerek kendilerini ‘zeki’ zannetmelerine sebep olmasıyla bireyselleşmenin önüne çok büyük bir set çekiyor. En basit bulmacayı çözmek bile insan beyni için iyi bir antrenman sayılabilir fakat gişe filmleri bunu pek zekice olmayan bir yöntem olan açık açık gösterme ya da karakter ağzından söz ile apaçık anlatma yöntemiyle yapıyor,(***) perdedeki temponun ve illüzyonun büyüsüne kapılmış konformist topluluk elbette ki bunu görmüyor, yahut görmek istemiyor. Bu da beraberinde bayağılaşma ve aynılaşmayı getiriyor.  Çünkü toplum anlamlandırmak değil, anladığını sanmak ve anlamaya değil, anlamış olma durumuna tapınmak istiyor.

Can Feda isimli gişe filmi gişeleri için hazırlanan dekor

Sektörün maddiyat boyutunu da görmezden gelmemek gerek elbette. Sonuçta ortaya bir film çıkarmak, en az yazım aşamasındaki manayla ilgili olduğu kadar maddeyle de ilgili artık. Sinemanın çok pahalı bir sanat olması bağımsız sinemacılar için oldukça zorlayıcı bir durum. Teorik olarak Kültür Bakanlığı tam olarak bu noktada devreye girmeli gibi görünse de pratikte işler pek öyle yürümüyor. Bağımsız bir sinemacının ‘bağımsız’ fikirlerini içeren bir film için oradan destek alması oldukça zor. Çünkü toplumun her alanındaki bu ‘aynılık’ her zaman gücü elinde tutana yararken, doğal olarak farklılaşmaya da hiç gerek duyulmuyor.

Tüm bu karamsar tabloyu gişe filmleri üzerinden sinema sektörüne yüklemek oldukça acımasız olur. Bu paragraflar, yalnızca toplumu sinema sektörü üzerinden okuma gayreti. Sonuç olarak bu yazıyı sektörün zemininden kopuk, hakikate aykırı ve fazlaca romantik bulmuş olabilirsiniz, bu konuda yanıldığınızı da söyleyemem üstelik.

  • *kendi tarihi boyunca en iyi noktada bulunmasına rağmen.
  • **güç istencinin etkisi göz ardı edilemez fakat konumuz bu değil.
  • *** bu durumda ortada bulmaca kalmıyor.

Next Post

Dataizm'in Oyunu

Sal Oca 19 , 2021
Dataizm, evrenin veri akışından meydana geldiğini ve her olgunun ya da varlığın değerinin veri işleme sürecine yaptığı katkıyla belirlendiğini öner sürer. Dataizm verilerin, fikirlerin, icatların evrensel olduğunu, bunların paylaşılıp işlenerek insanlığın, teknolojinin ve dünyanın daha da gelişeceğini savunur. Dataizm ne liberal ne de hümanisttir, ancak hümanizm karşıtı olmadığının da altını […]