Paslanmış Cızırtıyı Hissetmek: Titane

Beni kurtaran şey, intihar fikri oldu. İntihar fikri olmasaydı kendimi çoktan öldürmüş olurdum. Yaşamaya devam etmemi sağlayan şey her zaman önümde böyle bir seçeneğin olduğunu bilmekti. Sahiden de bu düşünce olmasaydı bu hayata, bir yere veya bir şeye saplanmış olma duygusuna asla katlanamazdım. Benim için intihar fikri, her zaman özgürlük fikrine dayalıydı. Kendi kendime dedim ki: intihar fikriyle her türlü şeye katlanabilirim çünkü her şey bana bağlı.

E. M. Cioran
Yazan: Furkan Halil Kurtkan

Cannes Film Festivalinden Altın Palmiye ile dönen ve Julia Ducournau tarafından yazılıp yönetilen Titane özü kendiliğinden yabancı paslı bir cızırtıyı hissetmenin bin yolundan birini seçiyor ve o yolun tüm gerekliliklerini görmezden geliyor. Yarattığı dünyaya ve görsel kusursuzluğa çok güvenen Ducournau, hikayenin belli başlı yerlerini gözümüze soka soka ‘noksan’ bırakarak, bir yandan seyircisini göreceliğin tekinsiz ve kaygan kucağına bırakıp, öte yandan seyircisinin zekasına güvenerek tüm çemberleri kasıtlı bir şekilde açık bırakıyor. Agathe Rousselle ilk uzun metraj filminde müthiş bir oyunculuk sergilerken, Vincent Lindon da ondan aşağı kalmıyor ve ortaya bazen dişlerimizi sıka sıka izlediğimiz, bazense bir yangının ortasında her şeyimizi kaybetmişçesine dans ettiğimiz bu başyapıt çıkıyor.

Filmin konusuna kısaca göz atacak olursak; Alexia bir araba kazasında başından yaralandıktan sonra kafasına titanyum bir plaka takılıyor ve ömrü boyunca bu plakayla yaşamak zorunda kalıyor. Fakat elbette ki bu titanyum, hikayede öyle alelade seçilmiş bir madde değil. Titanyum hafif, güçlü, parlak grimsi bir geçiş metali. Bu tanımdaki ‘geçiş’ kelimesi hikayeyi anlamlandırmamız için oldukça önemli, çünkü Alexia bir geçişin tam ortasında. Hatta daha da ileri gideceksek olursak geçişin ta kendisi. Film boyunca geçişin acısını ve bireyselliğini göğsünün tam ortasında hissediyor. Tokasıyla işlediği cinayetlerden sonra toplum içinde görünmez olmak için ‘erkek’ olması da bu geçişin fiziksel boyutu. Alexia’nın toplum tarafından fark edilmemesi için saçlarını kesip göğüslerini gizlemesi yeterli oluyor…
Yine titanyumun özelliklerinden biri de korozyona karşı olan büyük direnci. Korozyon, metal veya metal alaşımların oksitlenme veya diğer kimyasal etkilerle aşınma durumu anlamına geliyor ve bilin bakalım korozyona ilk örnek olarak ne veriliyor; demirin paslanması.

Fakat ne kadar isterse istesin Alexia bir titanyum ve paslanamıyor bile. Tüm bu distopikliğin ortasında hapsedilmemek ve ölmemek için erkek olmaya kadar giden bir düzine afaki çabasının altında belki de bu yatıyor, Cioran’ın “Beni kurtaran şey, intihar fikri oldu. İntihar fikri olmasaydı kendimi çoktan öldürmüş olurdum. Yaşamaya devam etmemi sağlayan şey her zaman önümde böyle bir seçeneğin olduğunu bilmekti. Sahiden de bu düşünce olmasaydı bu hayata, bir yere veya bir şeye saplanmış olma duygusuna asla katlanamazdım. Benim için, intihar fikri, her zaman özgürlük fikrine dayalıydı. Kendi kendime dedim ki: intihar fikriyle her türlü şeye katlanabilirim çünkü her şey bana bağlı.” dediği. Bu yüzden demire ve demir olmaya karşı fetişizme varan zaafı onu bazen bir göğüs ucu piercing’ini yalamaya bazen de bir arabayla birlikte olmaya, hatta ve hatta bir arabadan hamile kalmaya zorluyor fakat bunların hiçbiri bir paslanmak değil.

Tüm bu sıkışmışlığın içinde bir baba sancısı da mevcut. Alexia, beynine titanyum çivilenmesini sebebiyet veren ‘eski’ babasından onu yakarak kurtulup, mesleği itfaiyeci olan ‘yeni’ babasının yanına, onun 10 yıldır kayıp olan erkek çocuğu olarak dönüyor. Alexia bu steroid bağımlısının babası olmadığını bildiği gibi, Vincent de onun oğlu Adrien olmadığını biliyor. Fakat Vincent’in babası olmadığı babası olmadığı anlamına gelmediği gibi, Alexia’nın Adrien olmaması da Adrien olmadığını anlamına gelmiyor. Hikaye de tam olarak bu cümlede kilitleniyor. Kimi zaman salt olarak bir şeyin her şey olmadığını bilmen, o bir şeyin zamanla her şeyin olmasını engellemeye yetmiyor. Filmin sonunda yalnızca baba olmaya ihtiyacı olan Vincent’e, vajinasından akan motor yağlarının içerisinde titanyumdan bir çocuk bırakarak paslanmayı başarıyor Alexia. Vincent ise yatağa uzanıyor ve her bebeğin bir ‘baba’ tarafından duymayı istediği o büyülü kelimeyi fısıldıyor; buradayım…

Ben vicdan. Herkes beni böyle çağırıyor.

Titane, Julia Ducournau

Gasper Noe’nin Climax’ını andıracak seviyede neonluk barındıran dans sahneleriyle başlayan, içimizden bir türlü uğurlayamadığımız Titane, özü kendiliğinden yabancı paslı bir cızırtı olarak içimizde bir yerlerde yaşamaya devam ediyor. Bu paslı cızırtı, yöntemlerinden emin eril düzene kanlı bir başkaldırı olduğu kadar, aynı zamanda kadın ve erkeğin binlerce yıldır süren dikotomisini yırtan üçüncü bir yol, cinsiyetsiz bir kara bayrak. Kurtuluş umudu toprağın kilometrelerce altına gömen, kıyamet sonrasında dünya üzerindeki tüm canlıların nasıl yok olduğunu ağır ağır anlatan bir çürüme propagandası. İsa’nın beyaz ve gay olduğunu iddia eden dünyanın en vurucu bu oksijen reddi gözlerimizin içine baka baka susuyor ve şöyle diyor; başlangıçta süreç vardı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Valerie and Her Week of Wonders

Pts Ara 13 , 2021
Vitezslav Nezval’in 1935 yılında yayımladığı romanına dayanan korku/fantastik türünde 1970 yılında  yayınlanan Çekoslovakya filmi. 13 yaşındaki Valerie’nin ilk kez regl olmasıyla başlayan olaylar döngüsü ele alınmış. Filmde vampir, cadı avı gibi gerçeküstü olayların olması filme yeni bir soluk katmış. Cinsellik, din, savaş konuları fazlaca işlenmiş. Özellikle ensest, lezbiyen ilişkiler göz […]