Sen de mutlu olma Amy

Yazan: İbrahim Metin Esen

Muhteşem bir caz gırtlağı, ödüle doymayan iki albüm, unutulmaz şarkıların sahibi, sansasyonel yaşamı, bitmek bilmeyen büyük aşkı, kabarık saçları, vintage giyinimi, çılgın dövmeleri, modern ‘pin-up’ tarzı… Amy Winehouse yaşasaydı, eski kocası Blake’in yaşının yarısından 11 fazla olacağına göre bugün kaç yaşında olurdu? Sayısalcı kardeşlerimiz için bir yaş problemi sorusuyla başlamak istedim. Sözelci kardeşlerim ise aşağıdaki paragraflarda anlam bütünlüğünü bozan cümlelerin altını kırmızı kalemle çizsin.

14 Eylül 1983 günü, Marmara ve Boğaz’ı etkisi altına alan yoğun sis, kara ve deniz trafiğini büyük ölçüde aksattı. Sis nedeniyle vapur seferleri saat 06:00 ile 09:00 arasında yapılamadı. Viyana’da kiliseyi protesto gösterileri düzenlendi. Papa, işçilerle Türkçe konuştu, Papa konuşmasında Türk kuşatması için; “O gün Viyana’da, sadece Viyana değil, tüm Avrupa ve Hıristiyan dünyası savunulmuştur.” Açıklaması yaptı ve bir de Amy Jade Winehouse Londra’da Yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olarak, Halkalı-Sirkeci banliyö tren hattındaki trenlerin düzenli olarak taşlandığı Kanarya durağına çok benzeyen bir yer olan banliyö bölgesindeki Southgate adlı bölgede dünyaya gözlerini açtı. Alex adında bir ağabeyi olan Amy’nin babası Mich Winehouse, arabasına binen müşterileriyle “abi ben de Southgate’liyim. Dedemler 89 göçmeni, ne yapalım, kızımız çocuğumuz okusun diye yapıyoruz bu işi. Yoksa benim durumum eskiden çok iyiydi be abi” diyen bir taksiciydi. Annesi Janis Winehouse ise Pazar günleri nöbetçi kalan ve ilaçları 2 pound daha fazla geçirerek kiraladığı eczacı diplomasıyla çoluğuna çocuğuna ekmek götürmeye çalışan bir eczacıydı. 

Winehouse’un ailesinde, özellikle anne tarafından olan akrabalarında çok sayıda caz müzisyeni vardı. Aynı zamanda babaannesi de şarkıcıydı. Sahne tozunu çok erken yuttu, daha 8 yaşındayken sahne okulundaydı, 3 yaşında Sylvia Young tiyatro okulunda. 9 yaşındayken babası, iş yerinde çalıştığı bir bayan arkadaşına gönlünü kaptırdı ve iş ahlakının olmadığını bir kez daha gösterdi. Annesiyle babası boşandı.

Babaannesinin de önerdiği Sesi Earn Show Theatre School’a başladı ve burada 4 sene boyunca eğitim aldı. Bu sırada çocukluk arkadaşı Juliette Ashby ile Sweet’n Sour adında bir rapor grubu kurdu ancak o sıralarda Türkiye’de Urfa’lı Abbo “biz dört kişiyiz gardaş” adlı rap şarkısıyla sap dünyasını kasıp kavurmaktaydı ve o Urfalı Abbo yüzünden grubun ömrü çok da uzun olmadı. Amy, grubu kurduğunda sadece 10 yaşındaydı. Aykırı kişiliği yüzünden sık sık okul değiştiren Winehouse, Susi Earn Show,Theatre School, Mill Hill, BRIT School, Southgate School ve Ashmole School’da eğitim gördü.

13 yaşında ilk gitarına sahip olan Winehouse, kendi bestelerini yapmaya başladı. Bu dönemde Bolsha Band adındaki yerel bir müzik grubunda şarkı söylüyordu. 16 yaşına bastığında isyankar doğası daha da çok ortaya çıkmaya başladı. İlk dövmesini yaptırdı, Southgate’in köşe başında takılan torbacı gençlerden esrar alışkanlığı edindi ve bu yaşta ilk kez esrar kullanmaya başladı ama Yahudi-muhafazakar olması sebebiyle otun günahının olmadığını, sadece caiz olmadığını savunup durdu. Aynı yaşta okul arkadaşı ve pop yıldızı Tyler James, Winehouse’un demosunu yeteneke avcılığı yapan bir firmaya gönderdi. Daha sonra Winehouse, James sayesinde Island/Universal ile anlaştı ancak bu anlaşma çok uzun sürmedi. 17 yaşına geldiğinde National Youth Jazz Orchestra’nın kadın vokali olarak sahne almaya başladı. Bu yaşına geldiğinde bir sevgilisi oldu fakat çok uzun sürmeden bu ilişkiyi noktaladı. Çünkü eski erkek arkadaşının gay olduğunu öğrendikten sonra; “you should be stronger than me” şarkısını yazdı ve “adamım ne olursan ol ama benden güçlü olmalıydın. Sonuçta bir ilişkide kadın olmayan taraf ipleri elinde bulundurur, bakma sen benim asi, isyankar olduğuma. Ben de her kadın gibi kıskanılmak ve yönlendirilmek isterim ama bizim ilişkimizde bu saydıklarımın hepsini ben yaptım. Şimdi fuck off’” demek istedi.

2003’ün Ocak ayı Winehouse’un hayatını değiştiren değil, hayatını sikecek ve ileride eşi olacak Blake Fielder-Civil ile yerel bir snooker barında bilardo oynarken, bu Blake denen şeker kardeşimiz kıza arkadan yaklaşıp “hanımefendi, ıstakayı böyle baş parmağınızla işaret parmağınızın çukur yaptığı yere koyacaksınız. Gözünüzden hayali bir çizgi çizip beyaz topla vuracağınız topu o hayali çizgide buluşturacaksınız ama sakın pike çekmeyin Jonathan (mekan sahibi) olay çıkartıyor” deyip kıza insan gibi yürümemişti. Blake, Amy’ye sevgilisine olduğunu, ondan hoşlandığını ama Amy’ye karşı da bir şeyler hissettiğini söyledi. Amy böyle bir ilişkiye hazır olduğunu, onun yanındayken mutlu olduğunu söyleyerek bu yavşak Blake’in götünü iyice kaldırdı. Amy bu ilişkiyi ilk başta kabullense de sonraları bu totoş Blake’in yanından ayrılıp düzenli manitasının yanına gitmesinden sıkılmaya başladı. Blake bir gün yanına gelip daha fazla bunu devam ettiremeyeceğini, düzenli manitasına dönmek istediğini söyledi. Blake onu terkedince bütün üzüntüsünü yazdığı şarkılara yansıttı ve o şarkılar onu dünya çapında tanıtacak ‘Back to Black’ albümünün çıkmasına sebep olacaktı.

Winehouse 20 Ekim 2003’te ilk albümü Frank’i, Tyler James sayesinde tanıştığı Salaam Remi yapımcılığında çıkardı. Winehouse’un sözlerinin neredeyse tamamını yazdığı albümün aldığı yorumlar kusursuzdu.

Basın Winehouse’u çok sevdi. Frank çıktığı anda listelerin başına yerleşti ve Winehouse’a ödül üzerine ödül kazandırdı. BRIT Ödülleri’nde Kadın Solo Sanatçı (British Female Solo Artist) ve Kentsel Eylem (British Urban Act) dallarında aday olan Winehouse, Stronger Than Me ile Ivor Novello Şarkı Sözü Ödülleri’nde en çağdaş eser dalında ödül aldı.

Ancak ne yazık ki Winehouse İngiltere’de Platin Plak da kazanan albümünden pek hoşnut değildi. 2006’da The Sun gazetesine verdiği röportajda “Frank albümünü artık dinleyemiyorum bile. Aslında hiçbir zaman dinleyemedim” demişti. Amy’nin Blake ile biten ilişkisinin ardından, Blake dövmesi yapmak için dövmecisine gidip kalbinin üstüne Arapça ‘only Blake can judge me’ dövmesi yaptırmak istemesine rağmen dövmecinin ‘kızım manyak mısın? Kıvanç Tatlıtuğ’un dövmesi olan ‘only ALLAH can judge me’ demesinden mi özendin? Bu mu senin yaratıcılığın? Allah’ın yerine pardon Allah demişim, Tanrı diyecektim bizim dinimizde Allah değil Tanrı denir. Neyse ne diyordum he bu mu kızım senin olayın?” Diyerek Amy’i itin götüne soktu ve ona adam gibi bir Blake dövmesi yaptı. Daha sonra Amy, kendini ot ve alkole verip Blake’e olan aşkını tamir edilemeyecek şekilde kırılan kalbinin sesini duyabileceğimiz Winehouse’ın ikinci albümü olan ‘Back to Black’ Ekim 2006’da piyasaya sürüldü. Frank’in başarısını katlayan albümde Winehouse’un özel hayatıyla ilgili şarkılar vardı. Winehouse’un aşırı kilo kaybetmesi ve basına yansıyan sarhoş görüntüleri dolayısıyla uyuşturucu (o arada sadece esrar kullanmaktaydı) probleminin magazin basınının odak noktası olduğu dönemde, Back to Black albümündeki Rehab (rehabilitasyon) şarkısı özellikle çok ses getirdi. Şarkının nakaratında “beni rehabilitasyona göndermeye çalıştılar ama ben hayır dedim” sözleri geçiyordu. Tüm İngiltere bu şarkı sözlerinde duygu seline kapılmışken anneannem tarhana yapıyor ve yumurtanın yanında ekliyordu: “iyi bok yedin gavurun kızı, lanet kıçını kaldır ve git tedavi ol.”

Rehab şarkısı İngiltere’de Top 10 listesine yerleşti (2006 yılında Türkiye’de ise o Top 10 listesinin en başında Demet Akalın “did I berrak your heart? Sorry honey” yani “kalbini mi kırdım af edersin” şarkısıyla yine zirveyi kimseye kaptırmamıştı) ve Winehouse’a ikinci kez Ivor Novello Ödülleri’nin kapısını açtı. Ivor Novello’da ‘En Çağdaş Eser’ ödülünü alan Winehouse, Black to Black albümüyle ayrıca BRIT Ödülleri’nde ‘En İyi Kadın Solo Sanatçı’ ödülünü kazandı ve 2007’nin En İyi Albümü dalında da aday oldu. Albüm İngiltere’den bir ay sonra Amerika tanıtımı yaptı ve Winehouse bilboard sıralamasında bir İngiliz kadın sanatçı olarak kimsenin oturamadığı bir sıraya yerleşti. Albüm İngiltere ve Amerika’da aylarca Top 10 listesinde kaldı ve 2007’de İngiltere’nin en çok satan albümü sıfatını hakkıyla kazandı.

2007 Mayıs’Inda pek sevgili Amy Winehouse hayatının en korkunç ve en kötü kararını alıyordu, evet pek sevgili olmayan Blake Fielder-Civil ile tekrar görüşmeye başlıyordu. Bu şerefsiz evladı Blake, Amy’nin şöhreti yakalamasının ardından kızcağızın ona olan zaafından faydalandı. İrregular olan bir önceki birlikteliklerini regular hale getirdiler ve manita olarak görüşmeye devam ettiler. Soyadı Winehouse olan birinin alkol bağımlılığını tartışmaya gerek yoktu. Kendine kadar içen ve kimseyi rahatsız etmeyen Amy, esrarı da yine akşamdan akşama dışarıda içip gelen, kendisinden çok kesesine zararı olan bir İngiliz kızı olarak yaşamını sürdürmekteydi. Yine Mayıs ayında bu Blake ile evlenen Winehouse, düğünlerinde giriş parçası olarak ‘hap koydum ex koydum, içine de roj koydum’ adlı şarkıyı çaldırarak alkol bağımlılığının yanına uyuşturucu bağımlılığını da ekleyeceğini bu parçayla tüm davetlilere hissettirmişti. Amy’ciğim efendi gibi kuru sulu yaparken Blake, kıza kokain denemesini tavsiye etti. Böyle bir mutluluğun olmadığını bütün o İngiltere’nin yağmurlu, kasvetli havasından kurtulmanın tek yolunun kokain olduğunu söyledi. Daha sonra eroin ortamını da ayarlayarak kızı Kurtlar Vadisi’nde eroin bağımlılığından krizlere girip “mal bul bana Kazım” diye bağıran Memati Başkan gibi bağımlı yaptığını, kendisi de overdose uyuşturucudan dolayı anlamamaktaydı fakat bu domuzun vücudu daha dayanıklı çıkmıştı. Sevgili Amy ise bağımlılıktan dolayı bir deri bir kemik kalmış, dünyanın gözü önünde erimekteydi. Ağustos’un başlarında aşırı dozda uyuşturucu alması sonucu hastaneye kaldırılan Winehouse, hayatını kocasının kurtardığını söylüyordu.

Ağustos’un snlarına doğru ise çift bambaşka bir görüntüyle ekranlara çıktı. Sanderson Hotel’de kavga eden çift şiddetin dozunu kaçırmıştı. Winehouse’un muhtelif yerlerinde morluklar vardı ve kıyafeti kan içindeydi. Fielder-Civil’in de yüzünde ve boynunda hafif yaralar görünüyordu. Winehouse, kendisini dövüp ağzını burnunu kıran kocasına küfür eden komşulara, ‘size ne kardeşim koca benim kocam! İster döver ister sever ona benden başka kimse laf söyleyemez’ diyen komşularımız gibi kocasının kendisine vurmadığını iddia etti.

2008 yılında 50. Grammy müzik ödülleri, Los Angeles’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Geceye damgasını, ABD’nin vize talebini geri çevirdiği, Grammy’e 6 dalda aday gösterilen ve 5 ödül kazanan İngiliz şarkıcı Amy Winehouse vurdu. Bu kadar popüler olması ve hayatının sürekli birileri tarafından izleniyor olması, onun hayatını olumsuz yönde etkilemeye devam etti. Uyuşturucu ve alkol sorunlarıyla boğuşan Winehouse, 23 Temmuz 2011 tarihinde Londra’daki evinde ölü bulundu. Müzik dünyası şoktaydı. Gencecik yaşında soul müziğin divası olarak anılmaya başlayan Amy artık yoktu. Akasında milyonlarca hayranını ve sadece müziğini bırakmıştı.

Amy, tıpkı Brian Jones, Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrisson, Kurt Cobain gibi 27 yaşında hayatlarını kaybetmiş isimlerden biri oldu. Artık tam 39 kişi gibi o da Forever 27 Club’ın (Sonsuza Dek 27 Kulübü) bir üyesi olmuştu. 26 Temmuz 2011’de cenaze töreni düzenlenen Winehouse’un cesedi Golders Green krematoryumunda yakıldı.

Cenaze merasimine katılan Yıldız Tilbe, ayrıldığımız sevgililerimizden sonra rakı masasında muhakkak dinlediğimiz o şarkıyı sevgili Amy Winehouse için yazıp besteledi:


Geri gelme istemem ki
Ben eski ben değilim ki
Hayat öyle bir oyun ki
Ne rolü var ne sahnesi
Sen de mutlu olma Amy
Sen de sev sevilme Amy

Ünlü Türk düşünürlerinden Yonca Evcimik ise Amy’nin ölümünden sonra yapmış olduğu ‘su testisi su yolunda kırılır’ açıklamasıyla testiyi su yolunda kırdırdı belki ama testinin içindeki kalbimizin de kırıldığını fark etmedi. Belki İngiltere’nin güneydoğusunda çiğ köfte ve lahmacundan dolayı yanık sesli Abraham Sweetvoice adında bir caz şarkıcısı yaşamış olsaydı ve Amy, Blake denen yavşak tarafından dövüldüğünde Abraham’a gidip “abi beni dövdüler” deseydi, Abraham da “abi beni dövdüler dediğinde gittim seni pezevenklerin elinden kurtarmadım mı?” diye hesap sorsaydı da biraz daha senin o güzel sesini dinleyebilseydik be Amy.

Amy’nin ölümünden 2 sene sonra Blake ile Southgate’de karşılaşıp eve misafir ettim.-Gel, geç içeri Blake. Al bu terlikleri ayağına, ev soğuktur üşütmeyesin kendini. Geç salona, ben de yeni geldim işten. Doğalgazı yeni yaktım, ellerimi yıkayıp geliyorum.-Tamam abi salondayım ben.-Bak kuruyemiş çıkarmıştım, ye ondan koçum. (2 dakika sonra)-Ver şimdi o karışık çerez kasesini, yaslan arkana, rahat otur. Dövmeyeceğim seni merak etme.-İbo abi anlamadım?-Oğlum kasenin içine 36 tane kaju attım. Ellerimi yıkayıp geldim, 11 tane kaju kalmış. Niye beyaz leblebilere dokunmadın be it. (Üçüncü tekil şahıs olan it) Oysa ki beyazı çok seversin sen dimi şeker kardeşim?-Abi anlamıyorum neden bahsettiğini.-Senin ecdadını sikerim Blake kere. Oğlum Amy’nin hayatını sen bitirmedin mi kızı alıştırdın beyaza?-Abi üç beyazdan uzak dururum ben. Un-şeker-Zekeriya Beyaz. Rahmi Koç’un iş görüşmesine gittiğimde de yemeği tatmadan tuzunu atmıştım ve sırf bu yüzden işe alınmadım. O günden beri tuzdan da vazgeçtim.-Ulan sen sempatik mi olmaya çalışıyorsun? Taşak mı geçiyorsun benimle? Ne istedin oğlum kızdan? Senin anan bacın yok mu? Yavşağın teki gelip senin ananı bacını eroin kokain bağımlısı yapsa, sonra bu anan bacın overdose’dan ölse, sen ne yapardın ulan? Ulan kafanı kaldır yavşak. Senin gibiler yüzünden hayatımız sikildi. Daha çocukken ödevimizi yapmadığımızda yanımıza gelip “şimdi boku yediniz” diyen sendin lan. Yeni ayakkabı aldığımızda “siftahı benden bereketi allahtan” deyip ayakkabılarımıza basan da sendin oğlum. Beden eğitimi dersinde basketbol topuyla futbol oynayan da sen ve senin torbacı arkadaşların değil miydi? Mahalleden arkadaşlarla kaldırımda oturduğumuzda “beyler fotoooo” deyip topu suratımıza vuran da sendin Blake. İlkokulda taşaklarımızdan yakalayıp “oku lan İstiklal marşını tersten” diyen de, üç arkadaş halay pozisyonunda yürüyüp “önümüze gelene bin tekme” diye bağıran da sen ve torbacı arkadaşlarındı. Siz hep vardınız oğlum hayatımızda, Kanarya mahallesinde de vardınız, Kuzey Londra’da herhangi bir bilardo salonunda da. Üzdünüz oğlum, bizi çok üzdünüz lan. Kız sana şarkı falan değil albüm yapmış ulan Back to Black diye at pipisi. Seni dövmeyeceğim Blake, şimdi defol git evimden. Sizin anlayacağınız dilden söyleyeyim: “godwill do as God knows you” yani allah seni bildiği gibi yapsın.-Abi nereye gideyim ben gecenin bir vakti? Yatacak yerim yok benim.-Bu dünyada vardır da diğer tarafta bence de yok Blake.

Next Post

Sıkışık Muhabbet | Kadın Erkek Eşitliği #2

Paz Tem 5 , 2020
Ekibimiz, modern toplumun maalesef ki kanayan yarası kadın erkek eşitliği konusundaki fikirlerini sıkışık bir süre boyunca sizlere sunuyor.

ÖNE ÇIKANLAR